Cezmi Kitap Özeti

Cezmi

Cezmi romanı, 1999 yılında Türk yazar Namık kemal tarafından yayınlanan bir romandır. Eserler olay örgüsü en detaylı betimleme yoluyla okuyucuya sunuluyor. Kitabı okumaya başladığınız zaman çok sürükleyici bir anlatımı olduğundan hiç bitmesin istiyorsunuz. Ancak Namık Kemal ara ara konunun dışına taştım diyerek okuyucuyu “kaldığımız yerden devam ediyoruz” sözleriyle yakalamayı başarmıştır. O zamanlar konuyu ortadan bölüp başka bir bilgi nakletmek Tanzimat döneminin edebiyat üzerinde bıraktığı en büyük sorunlardan bir tanesiydi. Cezmi ismindeki eser de bu kötü anlatım şeklinden bir hayli etkilenmek zorunda kalmıştır. Ayrıca roman bugünün Türkçesine çok uzak kalarak anlamakta zorluk çekeceğimiz kadar ağır kelimelere yer veriyor.

Kitabın Konusu

Bu romanda delikanlı bir gencin vatanı uğruna canını feda edecek kadar mertçe sergilediği yiğitlikler yer alıyor. Romanda savaş, aşk, esaret ve özlem konuları bir bütün halinde okurlara sunuluyor. En ağır basan konu askerlerimizin savaşlar boyunca gözlerini karartarak yiğit bir şekilde düşman askerleriyle savaşmasıdır.

Kitabın Özeti

Cezmi karakteri gözünü kırpmadan vatanı uğruna yiğitçe savaşan ve şiir yazmaya da çok düşkün olan bir delikanlıdır. İranlıların alı koyduğu Adi Giray ve Gazi Giray’ı oradan kurtarma çabaları takdiri şayan kazanmıştır doğrusu. Daha sonra Perihan ve Şehriyar adındaki karakterler tüm bu olan olaylar esnasında Adil Giray’a ikisi birden gönüllerini kaptırırlar ve böylece roman daha heyecanlı bir hal alır. Kitabın sonunda Adil Giray ve Perihan adındaki birbirine aşık olan karakterler savaşta şehit düşerler. Mezarlarını ise o gözü pek yiğit oğlan Cezmi kendi elleriyle kazar.

Kitap Karakter İncelemesi

Cezmi: Şair olmasının yanı sıra gözü pek cesur bir savaşçıdır.

Abbas: Cezmi’nin vazifelendirdiği paralı bir İran askeri karakterindedir.

Derviş Paşa: Savaşınca gözü hiçbir şeyi görmeyen deli ruhlu birisidir.

Nev’i: Şiirden anlayan bir karakterdir. Cezmi’ye kaleme aldığı şiirleri konusunda destek verir.

Özdemiroğlu Osman Paşa: Savaşla ilgili birçok gerekli bilgiye hakim olan bir komutan karakterdir.

Ferhat Ağa: Sarayın atlarına bakım yapar ve o atlara binen kişilerle yakından alakadar olur.

Mustafa Paşa: Osmanlı ordusundan bu karakter sorumludur. Savaşçı ruhlu iyi bir insandır.

Namık Kemal Hayatı

Namık Kemal, 1840 senesinde dünyaya geldi. Kendisi şiirlerinde her fırsatta ülkesine olan hayranlığından bahsettiği için “vatan şairi” olarak da biliniyor. Yazarlık, şairlik ce gazetecilik yaparak geçimini sağlamıştır. Üstelik Genç Osmanlı hareketine üye olan bir edebiyatçıdır. Tanzimat döneminin en akılda kalan şairlerinden biri olan Namık Kemal, vatanseverlik ve özgürlüğü Türk edebiyatına katan bir öncüdür. Vermiş olduğu yapıtları Mustafa Kemal Atatürk’ü bile etkisi altına almıştır.  Kaleme aldığı Vatan Yahut Silistre yapıtı Türk edebiyatında yapılan ilk tiyatro eseri konumunda yer alıyor.

Hayatından Kesitler

Namık Kemal, 21 Aralık 1840 tarihinde Tekirdağ’da doğdu. Namık Kemal’e Tokatlı bir hafız “ Mehmet Kemal” adını koydu. Çocukluğuna dair anılarını dedesinin yanında yaşamıştır.  Namık Kemal sekiz yaşında olduğu zamanlarda annesini toprağa verdi. Annesinin vefatından sonraki hayatını çok sevdiği dedesinin dizinin dibinde sürdürdü. Dedesinin işi nedeni ile devamlı farklı şehirlere taşındıkları için yazarın eğitim-öğretim hayatı pek sağlıklı ilerlemedi. Dedesi bu duruma sebebiyet verdiği için Namık Kemal’ e özel dersler alma fırsatı yarattı. Namık Kemal’de dedesinin bu emeklerine sahip çıkarak derslerine dört bir elle sarıldı ve dil öğrenmeye başladı.

Eserleri Nelerdir?

Oyun

–        Vatan Yahut Silistre

–        Zavallı Çocuk

–        Akif Bey

–        Celaleddin Harzemşah

–        Kara Bela

Roman

–        İntibah

–        Cezmi

Eleştiri

–        Tahrib-i Harâbât

–        Takip

–        Renan Müdafaanamesi

–        İrfan Paşa’ya Mektup

–        Mukaddeme-i Celal

Tarihi Kitaplar

–        Devr-i İstila

–        Barika-i Zafer

–        Evrak-ı Perişan

–        Kanije

–        Silistre Muhasarası

–        Osmanlı Tarihi

–        Büyük İslam Tarihi

Cemile-Sultan Murat Kitap Özeti

Cemile-Sultan Murat

Cemile-Sultan Murat romanı, 1990 yılında yazar Cengiz Aytmatov tarafından yayınlanan bir romandır. Toplamda 207 sayfadan oluşuyor. Eser, çevirmen Refik Özdek tarafından dilimize çevrilerek bizlere sunulmuştur. Bu eser aslında hem bizi aşk hayatlarımıza hazırlıyor, hem de hayatta gerçek anlamda savaşmasak bile insan ilişkileri konusunda nasıl başa çıkacağımız hakkından yollar gösteriyor.

Kitabın Konusu

Bu kitapta aşk ve savaş konuları coşkun bir anlatım şekliyle ele alınıyor. Aslında iki tane ayrı hayatın hikayeleri var. Birincisi törelere kafa tutup aşkı için savaşan bir kadının hikayesi, ikincisi ise bir savaştan dolayı insanların nasıl mağdur kaldıklarının hikayesidir.

Kitabın Ana Fikri

Hayat kaderimize birisini yazıyorsa, ona sahip çıkmalı ve uğrunda savaşmalıyız.

Yazmış olduğumuz bu yazımızda, “Cemile-Sultan Murat” kitabına değindik.

Kitabın Karakter incelemesi

Sultan Murat: Bu karakter daha henüz on beş yaşında bir çocuktur. Cesur ve gözü oldukça pek bir kahramandır. Okul arkadaşlarından Mirzagül’e gönlünü kaptırmıştır.

Anatay: Bu karakter de henüz on altı yaşında mert mi mert bir çocuktur. Çocuk babasını bir savaş sonucu toprağa vermiştir. O da tıpkı Sultan Murat gibi Mirzagül’e yanıktır. O yüzden ikisinin arasında devamlı bir çekişme söz konusudur.

Erkinbek: Ailesinin en büyük evladıdır ve cesur bir delikanlıdır.

Ergeş: O da on beş yaşında dilinde kemik olmayan ve ağzına gelen her şeyi açık açık söyleyen bir karakterdir.

Kubatkulbatır: Babasını bir savaş sonucu toprağa veren küçük bir çocuktur.

Tinaliev: Bütün çocukların oluşturduğu grubun elebaşıdır. Onları karaları doğrultusunda istediği gibi yönetme gücüne sahiptir. Aslında bu karakter eski bir paraşütçüdür. Bir gün onunla inerken geçirdiği kaza sonucu sakat kalmıştır.

Cengiz Aytmatov Hayatı

Cengiz Aytmatov, 1928 senesinde Kırgızistan’da dünyaya geldi. Babası milliyetçi olma suçundan cezaevinde öldürüldü. Annesi tiyatroya gönül vermiş bir kadındı.  Hayatı boyunca birden fazla yapıt yayımlayarak okurlarına sunmuştur. Yazarlığının dışında bir de siyaset ile uğraşıyordu. 10 Haziran 2008 tarihinde böbrek yetmezliği hastalığına yenik düşerek yaşama gözlerini yumdu. Hayata geçirdiği başarılı yapıtları ile edebiyat tarihine adını kazımayı başarmıştır. Yapıtları birçok dile çevrilerek tüm dünya tarafından okunma fırsatı bulmuştur. Yazar, Kırgız asıllı olmasına rağmen bizim ülkemiz Türkiye’nin çok büyük bir hayranıydı. Bu hayranlığından dolayı eserlerinde bizim kültürümüzü ve yaşam tarzımızı ele almaktan da çekinmemiştir.

Eserleri Nelerdir?

–        Dağlar Devrildiğinde-Ebedi Nişanlı

–        Darağacı – Dişi kurdun Rüyaları

–        Gün Olur Asra Bedel

–        Fuji-Yama, Fuji Dağının Tepesi

–        Beyaz Gemi

–        Selvi Boylum Al Yazmalım ,

–        Elveda, Gülsarı!

–        Dağlar ve Steplerden Masallar

–        İlk Öğretmenim

–        Cemile

–        Yüzyüze

–        Zorlu Geçit

–        Toprak Ana

–        Cengiz Han’a Küsen Bulut

–        Çocukluğum

–        Kızıl Elma

–        Hiroşimalar Olmasın

–        İlk Turnalar

–        GülSarı

–        Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek

–        Sultan Murat

–        Dişi Kurdun Rüyaları

–        Kassandra Damgası

Yazarın Edebi Kişiliği Hakkında Bilgi

–        Yazar ve siyasetçi olması ile tanınıyor.

–        Edebiyat hayatına önce öykü kaleme alarak, sonra da roman yazarak devam etmiştir.

–        Yazar, oldukça güçlü bir anlatım kullanarak okurlarını kendisine hayran bırakmıştır.

–        Eserlerinde simgesel ifade ve mecazlı cümlelere sıkça yer vermiştir.

–        Eserlerinde sadece Kırgızlara değil, Türklerin kültürlerine de değinmiştir.

–        Yazar, romanlarında aşk ve savaş konularını coşkulu bir şekilde kaleme almıştır.

–        “Cemile” adlı romanı geçmişten günümüze birçok insan tarafından heyecanla okunmuştur.

–        Eserleri birden fazla dillere çevrilerek okurlarıyla buluşmuştur.

Drina Köprüsü Kitap Özeti

Drina Köprüsü

Drina Köprüsü romanı, 1945 yılında yazar İvo Andriç tarafından yayınlanan bir romandır. Kitapta Sokullu Mehmet Paşa’nın büyüyüp gittiği yerden ayrılması ve o yeri hatırlaması sonucu oraya bir mimar tarafından bir köprü yaptırması ve o köprünün çevresinde yaşayan halkın başına gelenler ele alınıyor. Yazar eserinde Balkan halkının yaşayış tarzlarını bu köprü sayesinde bizlere sunuyor. Bu eser romandan çok tarih kitabını anımsatıyor. Çünkü yaşanan olaylar yazar tarafından sosyal yapısıyla kaleme alınmıştır. İvo Andriç, eserinde daha çok efsanelere ve hayal ürünlerine yer vermiştir. Bu eserin en önemli niteliği yazarın bir tarafı tutmadan olduğu gibi aktarmasıdır. En gaddar sahnede bile asla kendi düşüncelerini cümlelerine yansıtmamıştır. Hümanist bir yaklaşımı olan yazar bu romanda hiçbir dini ve insanı ayırmamıştır.

Kitabın Konusu

Bu kitapta yazar, Drina Köprüsünün yapılışını ve o köprünün yapılışından itibaren etrafında yaşayan köylülerin köprünün mimarı tarafından başlarına gelen acımasız işkencelerin anlatıldığı konuları ele almıştır. Ayrıca kitap, birinci dünya savaşını ve Osmanlının nasıl çöktüğünü akıcı bir anlatımla bize sunuyor.

Kitap Karakterleri İncelemesi

Sokullu Mehmet Paşa: Osmanlı Devleti için savaşmış bir kişidir.

Abid Ağa: Zalim bir mimardır.

Arif Ağa: Mimar başı olan karakterdir.

Radisav: Drinalı bir köylüdür. İşkenceye dayanamayarak ölür.

Ali Hoca: Köyde bir tüccardır.

Kitap Özeti

Drina demek dağların arasında akıp giden bir nehir demektir. Bu akıp giden nehrin sağında “ Vişegrad” kasabası yer alıyor. Sol tarafında ise farklı farklı mahalleler vardır. Kasaba ve mahalleyi birbirine birleştiren görünüşü mükemmel özgürce akıp giden bir nehir vardır. Bu nehre “Drina köprüsü” adını verirler. Drina Köprüsü’nün solunda Hristiyan halkı, sağında ise Müslüman halkı hep birlikte yaşayıp giderler. Bu köprü daha henüz ortada yokken geçmiş dönemlerde böyle bir köprünün hayalini kuran kişi 1516 senesinde o taraflardan yolu geçen küçük bir erkek çocuğu tarafından oluşturulmuştur. Çocuğun kim olduğunu merak edenler için Sokullu Mehmet Paşa’dır diyebiliriz.  Drina köprüsü çevre köylerinin birinde Hristiyan bir ailenin çocuğu olan Sokullu Mehmet Paşa, büyüdüğü vakitlerde Osmanlı Devleti’ne sağladığı katkıları ile tanınıyor. Her ne kadar göstermiş olduğu üstün başarılarla namı anılsa da yine de zaman zaman doğdu yerleri hatırlayarak yüreğinde derin yüklü bir acı barındırıyor.  Bu acılara bir nebze de olsa son vermek adına doğdu o yere Drina Köprüsünü yaptırmıştır. O dönemler kasabaya büyük bir kafile geliyor. Yapılan bu köprünün mimarı Abid Ağa’dır ve köprünün her detayına o karar vermiştir. Neyse gel zaman git zaman köprünün yarısını bitirir ve çevresinde yaşayan insanlara bir süreliğine gidip tekrar geri geleceğini ve geldiğinde de eğer köprü de bir hasar varsa onları ağır şartlarda cezalandıracağını söyler ve oradan ayrılır. İlkbahar geldiğinde bu sefer beraberinde taşçıları da getirerek geri gelir. Köy halkı her ne kadar bu kalabalıktan rahatsızlık duysalar da hiçbir şikayet dile getiremezler.  Abid Ağa, köylülerden gücü kuvveti yerinde olanları para vermeyeceğini söyleyerek çalışmaları konusunda diretmektedir. Köy halkı artık suyu taşıran bu son damlaya dayanamayarak isyan bayrağını çekerler. Abid Ağa o dönem ona karşı gelen her kim var ise onları en ağır şekilde cezalandırır ve hatta yaptığı bu işkenceler sırasında köy halkından birisi dayanamayıp ölür.

İvo Andric Hayatı

Ivo Andriç, 10 Ekim 1892 tarihinde Bosna’da doğdu. Okul hayatı birden fazla şehirde geçti. Graz Üniversitesi’nde üstün başarı göstererek doktora yaptı.  Daha sonra gerek şiir gerekse nesir olarak yazılar kaleme aldı ve bu başarısı insanlar tarafından hoş karşılandı. “EX PONTO” adlı yapıtı ile istediği üne ulaşma fırsatı buldu. Daha sonra milliyetçilik tutumunda dolayı sürekli takibe alındı. 1920 senesinden sonra kaleme aldığı hikayeleri ilk kez yayımlanıp okurlarıyla buluştu. O vakitler Yugoslavya Dış İşleri Bakanlığı’nda vazifede bulundu.

Yazar kaleme aldığı yapıtlarını felsefi düşüncelerle yazmaktan çekinmiyor.  Ivo Andriç, 13 Mart 1975 tarihinde hayata gözlerini yumdu.

İvo Andrin Eserleri

– Hanımefendi

– Drina Köprüsü

– Lanetli Avlu

– Sinan’ın Tekkesinde Ölüm

– Irgat Siman

– Travnik günlüğü

– Ömer paşa

– Veli paşanın oynayışı

Diriliş Neslinin Amentüsü Kitap Özeti

Diriliş Neslinin Amentüsü

Uygarlıkları insanlar yapar. İnsanları ise düşünceler, idealler, hedefler. İnsanın düşünceleri ne kadar iyi ise yaptığı uygarlıklar da o denli iyidir. Diriliş Neslinin Amentüsü romanı, 1976 yılında Türk yazar Sezai Karakoç tarafından yayımlanan bir romandır. Bu roman dirilişe hasret duyan bir neslin varlığının habercisidir. Yazara göre bu nesil; tarihine saygı duyan ve içinde bulunduğu toplumu koruyan bir nesildir. Bu neslin ilk önce savaşçı bir karaktere sahip olması gerekiyor. Yalnız savaşırken silahla değil aklıyla ve düşünceleriyle savaşması gerekiyor. Bu savaş uygarlık savaşıdır. Ona göre diriliş nesli medeniyetleri bütün yönleriyle ele almalıdır. Sezai Karakoç bu romanı, bütün benliğiyle ele alarak yazmıştır.

Kitabın Konusu

Diriliş Neslinin Amentüsü romanı 13 bölümden oluşuyor. Bu romanın anlatıcısı kendini bir diriliş eri şeklinde görüyor ve savaş alanında yiğitçe mücadele veren biri gibi hayal ediyor. Bu savaş topla tüfekle yapılan bir savaş değil, medeniyetlerin kıyasıya kapıştığı bir savaştır. Kendi dinini inkar edip, tanrısını tanımayan ve uğrunda atıp tutanlar bu diriliş neslinin evlatları değillerdir. Onlar insanlıklarını kaybetmişlerdir. Halbuki özgürlük adı verilen kavram hakikati bulmak için tanrıya gözü kapalı inanmak değil midir? Kitabın kahramanı ben tanrıya inanıp güvendiğim ve onun huzuruna sığındığım için özgürüm der. Yazar bu İslami konunun yanı sıra ekonomi ve kültür konularını da bu eserde ele almıştır.

Kitap Özeti

Sezai Karakoç’un yapmayı hedeflediği ideal bir devlet şekli söz konusudur. Bu devletin fazilet bir devlet olmasının dışında “Diriliş Neslinin Amentüsü” adlı eserinde yapması gerektiği vazifelerini ele alıyor. Onun için İslam ülkelerinde farklı ve alışmadığımız bir nesil gelmesi bekleniyor ki bu yeni nesil Diriliş Neslinin ta kendisidir. Müslümanlığın tam bir biçimde sağlanması için insanlar en önce kendileri adına Müslüman olmalı sonra da toplumun getirdiği şekilde yaşamalıdır. Yahudilerin tarihlerini Hz. Musa ile başlatıp, Hristiyanların da tarihlerini Hz. İsa ile başlatmaları gerçeği görmelerine el vermiyor. Gerçek en önce insanla başlar. Diriliş ise insanların oluşturduğu toplumları en iyi mertebeye ulaştırmak demektir. Bütün akımlara bu sistemde asla yer yoktur. (Anarşizim, Kapitalizm ve Komünizm vb.) Gerçeği bulmak için bu kitap sürekli kendi kendine eleştiriler yapar. Diriliş nesli kendi uygarlığını kurabilmek için her alanı inceler ve kendine uygun olanları geliştirir. Bu amentüde olması gereken bazı kaideler vardır. İnsanların arasında ekonomi farkı olmayacak, ortaya çıkan akımların acımasızlığından uzak durulacak, halkın istediği gibi toplum yönetilecek ama durum kötüye kullanılmayacak, kötü alışkanlıklar bu sistemden uzak duracak, düşkün olan herkese toplumda öncelik verilecek, istihdam sorunu olmayacak, her insana eşit haklar tanınacak, herkes İslamiyet’e sahip çıkmak için elinden gelen her şeyi yapacaktır.

Sezai Karakoç Hayatı

Sezai Karakoç, 22 Ocak 1933 tarihinde Diyarbakır’da dünyaya geldi. Her ne kadar kimliğince ocak ayında doğdu denilse de aslında mayıs ayında doğmuştur. Sezai Karakoç, ilkokulu hayatını 1944 yılında sonlandırdı. Ardından ortaokul hayatına yatılı olarak devam etti. Ortaokulu da bitirerek 1947 senesinde liseyi de yatılı bir okulda okuyan Sezai Karakoç, bu okuldan 1950 senesinde mezun olarak diplomasını eline aldı. Felsefeye olan düşkünlüğünden ve onu öğrenmek amacından dolayı İstanbul’a gitmek üzere yola çıktı.  Babası onun İlahiyat okumasını çok istiyordu. Kendi imkanları eğitim hayatına yeterli durumda olmadığı için Siyasal Bilgiler Fakültesi sınavına büyük bir azimle çalışıp girdi.  Sınav sonuçlarını büyük bir heyecanla beklediği sıralarda Felsefe bölümüne de kaydını yaptırmayı unutmadı. Eğer bu sınavı kazanmazsa felsefe okulunda kaydı olduğundan eğitimine burada başlayacaktı. Lakin Ankara’da Siyasal Bilgiler Fakültesi tutturur ve buraya gelerek bir heyecanla okumaya başlar. Daha sonra okulunu bitirerek buradan da diplomasını eline alır.  Üniversite hayatından sonra Maliye müfettişliği sınavına girip kazanarak 11 Ocak 1956 tarihinde müfettiş yardımcılığı vazifesinde bulunur.  Vazifesinin gerektirdiği koşullar dahilinde birçok şehre gidip oraları gezerek tanıma ve öğrenme fırsatı bulur.  Sezai Karakoç yedi sene parti genel başkanlığı vazifesinde bulundu. Daha sonra parti gereken özeni göstermediği için kapatıldı. Sezai Karakoç 2006 senesinde kültür bakanlığı tarafından ödül almaya layık görüldü.

Ödülü aldığı Bakanlığa,  paranın yarısını kültür sanat işleri için kullanılmasını ve öbür yarısını da posta yoluyla açıkladığı adrese gönderilmesini istedi.

Sezai Karakoç Edebi Kişiliği

Yazar şiirle alakalı bütün bildiklerini ve hissettiklerini kaleme almıştır. Yazdığı “ Edebiyat Yazıları “ adlı eserinde şiire olan bağlılığı ve tecrübesi sayesinde gönülleri fethetmeyi başardı. Sezai Karakoç’un şiirleri metafizik bir yolla yazılır. Türk şiiri de zaten böyle bir yapıya sahiptir. Lakin şiirdeki metafizik olayı Tanzimat Döneminin gelmesiyle tamamen farklı bir hal alır

Sezai Karakoç Eserleri

Şiirleri

– Körfez (1959)

– Şahdamar (1962)

– Hızırla Kırk Saat (1967)

– Sesler (1968)

– Taha’nın Kitabı (1968)

– Kıyamet Aşısı (1968)

– Gül Muştusu (1969)

– Zamana Adanmış Sözler (1970)

– Şiirler (1975)

– Ayinler (1977)

– Leyla ile Mecnun (1981)

– Ateş Dansı (1987)

– Alınyazısı Saati (1989)

Deneme ve İncelemeleri

– Yunus Emre (1965)

– Yazılar (1967)

– İslamın Dirilişi (1967)

– İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü (1967)

– Mehmet Akif (1968)

– Mağara ve Işık (1969)

– Edebiyat Yazıları 1 (1982)

– Edebiyat Yazıları 2 (1986)

Ödülleri

– 1968 Milli Türk Talebe Birliği Milli Hizmet Madalyası

– 1970 Sürgündeki Macar Yazarları Gümüş Madalya Ödülü

– 1982 Türkiye Yazarlar Birliği Hikâye Ödülü

– 1988 Türkiye Yazarlar Birliği Üstün Hizmet Ödülü

– 1991 Dünya Sanat ve Kültür Akademisi Ödülü

Büyük Umutlar Roman Özeti

Büyük Umutlar

Büyük Umutlar romanı, 1861 yılında yabancı yazar Charles Dickens tarafından yayınlanan bir romandır. Roman yazarları diğer eserlerindeki gibi kendi hayat öyküsünden izler barındırmıyor. Kitap ergenlik çağındaki bir gencin aşk hayatını ele alıyor. Bu eseri diğerlerinden tamamen farklı bir şekilde kaleme alınarak okurlarına sunulmuştur. Roman ayrıca bir filme uyarlanarak izleyiciyle buluşma fırsatı bulmuştur.

Kitabın Konusu

Henüz ergenlik döneminde olan başkarakter bir kadına aşık olur ve onun uğruna her şeyi yapmak için göze alır. Hedefleri hep yaşından büyük boyuttadır. Yaşadığı kasabadan gidecek, Londra’ya yerleşecek ve orada zengin bir adam olarak yaşayacaktır. Onun hayalleri hep bu yöndedir. Üstelik bu devasa hayalleri de bir gün gerçek olur. Dediği gibi Londra’ya yerleşir ve orada hali vakti yerinde bir beyefendi olarak yaşamaya başlar. Lakin bu durum onun için hiçte iyi sonuçlar doğurmamıştır.

Kitap özeti

Kitapta Pip adındaki karakter annesi ve babası olmayan bir çocuktur. Pip’e ablası bakıyordur. Yaşıtlarıyla arkadaşlık kuramadığı için sürekli yalnız başına takılıyordur. Boş vakitlerinde ise annesiyle babasının mezarına giderek onlarla sohbet ediyordur. Sohbeti esnasında gözyaşlarını tutamayıp her seferinde ağlıyordur. Günlerden bir gün tekrar onlara gidip içini döktüğü zaman o esnada cüssece büyük bir adam görür. Adam Pip’e eğer ona yiyecek bir şeyler getirmezse başına geleceklerden sorumlu olmayacağını söyler. Bu adamın bir kaçak olduğu her tavrından belli oluyor. O günün akşamında adama yiyecek bir şeyler götürmek için gizlice cebine ekmek ve birkaç parça erzak koyar. Ve ertesi gün tekrar mezarlığa gider. Bu sefer adamı başka bir adamla tartışırken görür. Sonra o diğer adam ortadan yok olur. Çocuğun yardım edeceği adamı tutuklarlar, adam giderken ona dönerek bu yardımını unutmayacağım ve sana içerden çıktığımda bir iyilikte de ben bulunacağım der. Günler geçer ve çocuk o olayı çoktan unutmuştur.

Charles Dickens Hayatı

Charles Dickens 7 Şubat 1812 tarihinde dünyaya geldi. İngiliz yazar yaşadığı dönemin en iyi roman yazarı olarak tanınıyor. Var olduğu zaman içinde eserleri hep okunmuştur. Günümüzde bile hala birçok okuyucuya hitap ediyor. Portsmouth’da dünyaya gelen yazarın babası her şeyini kaybederek cezaevine girdi. Evine ekmek getirebilmek için eğitim hayatına son vererek bir işte çalışmaya başladı. Okula gitmese bile karşılaştığı fakir hayat onu yazar olma yolunda gitmesi için aklına girdi. Yazar kariyer hayatı boyunca her hafta çıkan bir dergide çalıştı. Bu zaman diliminde 15 roman ve 5 öykü ile birlikte birçok makale yayımladı. Hayatından hiç vazgeçmeyip direnen yazar eğitim ve çocuk hakları ile ilgili konularda çaba sarf etti.

15 yaşına vardığında bir avukata yardım etmek üzere iş hayatına atıldı ve kendini geliştirmek için devamlı bilgi öğrenmeye gayret etti. Yazar 1837 senesinde herkes tarafından tanınmasına katkı sağlayan “Bay Pikvik” adlı yapıtını hayata geçirdi. Bu eserden sonra devamlı seyahate çıkan yazar, o zamanın en tanınan ve sevilen yazarları ile tanıştı.  Zaman geçtikçe hayal ettiği ve hedeflediği nama kavuşma fırsatı buldu.  Yazar içinde bulunduğu dönemin en önemli yazarları arasında olmaya hak kazanıyor. Eserleri namını hiç kaybetmemiş, sürekli başka okurlar tarafından alınıp okunmuştur.  Yazar 1958 senesinde sürdürdüğü evliliğini bitirdikten sonra eski günlerindeki gibi seyahatlere çıkmaya devam etti. Bu şaşalı yaşamı onu epeyce halsiz bıraktı. Dolayısıyla evinde dinlenmesi gerekiyordu. Bir süre inzivaya çekildi. Ancak bu onun ölümüne engel olmak için yeterli değildi. Yazar, 1870’de sevdiklerini arkasında bırakarak yaşama gözlerini yumdu.

Eserleri Nelerdir?

–        Bay Pikvik’in Maceraları

–        Oliver Twist

–        Nicholas Nickelby

–        Antikacı Dükkanı

–        Bir Noel Şarkısı

–        Martin Chuzzlewit

–        David Copperfield

–        Kasvetli Ev

–        Zor Yıllar

–        İki Şehrin Hikayesi

–        Büyük Umutlar

–        Müşterek Dostumuz

Bugünün Saraylısı Romanı Özeti

Bugünün Saraylısı

Bugünün Saraylısı romanı, 2013 yılında Türk yazar Refik Halid Karay tarafından yayınlanan bir romandır. Kitap toplamda 312 sayfadan oluşuyor. Yazar eserinde karakterlerin aktif yaşamlarını betimleyici bir üslupla ele alarak adeta İstanbul’un o hareketli şeklini bize anlatıyor.

Kitabın Konusu

Kıt kanaat geçinen bir aileye zengin fakat görgüsüz bir akraba kızının gelip, hayatlarını nasıl yerle bir ettiğini ele alıyor.

Kitabın Ana Fikri

Elde ettiğimiz paralar ve dış görünüşümüzün güzelliğine aldanarak yanlış davranışlarda bulunmamamız gerektiği bu kitabın ana fikridir.

Kitabın Karakterleri

–        Ata Efendi

–        Üftade Hanım

–        Feride

–        Atıf

–        Yaşar

–        Ayşen

–        Rüştü

–        İsmail

–        Mesture Hanım

–        Berin

–        Deniz

–        Alımsızoğulları

–        Sait Reşit Bey

Kitabın Özeti

Yıllardır hiç kimsesin gelmediği bu eve postacı bir mektup getirir.  Mektupta bir akraba kızının onlara gelip kalmak üzere yola çıktığı yazıyordur. Üstelik bu kızla beraber bir de üç yüz lira kadar bir para yollandığı söyleniyor. Bu durumu bir türlü kabullenemeyen evin reisi, evde oluşabilecek huzursuzluk için kaygılanıyordur. Lakin yeğeniyle beraber yollanan parayı düşününce bir nebze de olsa içi rahatlıyordur.

O ilk etapta sadece bu kızın haberi olmadan yollanmasına kızmıştır. Kızın yolculuğu biter ve bu eve ulaşır. Karşılarında dünyalar güzeli bir kız gördüklerinden ağızları açıkta kalır. Bu kızın gelmesiyle eve girecek para artıyordur. Evin babası bu kıza karşı bir şeyler hissetmeye başlar. Çalıştığı iş yerindeki işvereninin oğlu bir gün bu kızla tanışma fırsatı bulur. Lakin oğlan hemen kızdan etkilenir ve onunla evlenmek ister. Bu durumdan ötürü aile zengin bir hayata başlar. Önlerine her şey sunulur. Kız da bu durumdan çok şikayetçidir.

Refik Halid Karay Hayatı

Refik Halid Karay, 14 Mart 1888 tarihinde İstanbul’da dünyaya geldi. Roman yazarak ve gazetecilik işiyle uğraşarak geçimini sağladı. Anadolu insanının hayatını ele aldığı öyküleri ve Kurtuluş Savaşı ile ilgili sergilediği hal ve tavırları ile gündem konusu oluyor.  Eğitimine katkı sağlayacağını düşündüğünden özel dersler aldı. 1907 yılında Hukuk Mektebi’ne başlayarak öğrenimine burada devam etti. 1909 yılında Son Havadis ismindeki bir gazeteyi kurdu ve bu gazatede15 kadar sayı yayınladı. Daha sonra Fecri Ati Topluluğu’na girerek burada “Kalem” ve “Cem” adındaki mizah dergilerinde “Kirpi” lakabıyla siyasi mizah karışımı yazılar kaleme aldı. 1912 yılında İttihat ve Terakki’nin istenmeyenler listesine adı yer aldı ve Sinop’a sürgün olarak yollandı. 1918 yılında Ziya Gökalp’in destekleri sayesinde İstanbul’a geri gelme fırsatında bulundu. Robert Kolej’de Türkçe derslerine girerek öğretmenlik vazifesini yerine getirdi. Vakit, Tasvir-i Efkar ve Zaman gazetelerde makaleleri yayınlanarak okurlarıyla buluştu.  1919 yılında Posta ve Telgraf Umum da müdür olarak göreve başladı. 1922 yılında Aydede adında bir mizah gazetesi çıkararak geçimine katkı sağladı.  Gazeteler köşe bölümlerinde yazıları yayınlandı ve daha sonra Aydede dergisini yeniden okurlarıyla buluşturdu.  Gerçek anlamda yazarlık mesleğine mizah öyküleri kaleme alarak başladı. 1919 yılında yazdığı ilk öyküleriyle Türk öykücülüğünün öncüsü oldu. 1920 yıllarından sonra kaleme aldığı yazılarında artık daha duru ve daha akıcı bir dil kullandı.

Refik Halid Karay, 18 Temmuz 1965 yılında geride sevdiklerini bırakarak, doğduğu şehir İstanbul’da hayata gözlerini yumdu.

Yazarın Eserleri

Romanları

–        İstanbul’un İçyüzü

–        Yezidin Kızı

–        Çete

–        Sürgün

–        Anahtar

–        Bu Bizim Hayatımız

–        Nilgün

–        Yeraltında Dünya Var

–        Dişi Örümcek

–        Bugünün Saraylısı

–        2000 Yılının Sevgilisi

–        İki Cisimli kadın

–        Kadınlar Tekkesi

–        Karlı Dağdaki Ateş

–        Dört Yapraklı Yonca

–        Sonuncu Kadeh

–        Yerini Seven Fidan

–        Ekmek Elden Su Gölden

–        Ayın On Dördü

–        Yüzen Bahçe

Öyküleri

–        Memleket Hikayeleri

–        Gurbet Hikayeleri

Mizah

–        Sakın Aldanma İnanma Kanma

–        Kirpinin Dedikleri

–        Ago Paşa’nın Hatıratı

–        Ay Peşinde

–        Tanıdıklarım

–        Guguklu Saat

Günce

–        Bir İçim Su

–        Bir Avuç Saçma

–        İlk Adım

–        Üç Nesil Üç Hayat

–        Makyajlı Kadın

–        Tanrıya Şikayet

Anıları

–        Minelbab İlelmihrab

–        Bir Ömür Boyunca

ALEXANDER MCCALL SMİTH: BİR NUMARALI KADINLAR DEDEKTİFLİK BÜROSU Kitap Özeti

Alexander McCall Smith

ALEXANDER MCCALL SMİTH KİMDİR?

Alexander McCall Smith adlı yazar 1948 senesinde Zimbabve’de doğdu. İskoçya’da hukuk ile ilgili eğitim gördükten sonra Afrika Botsvana Üniversitesinde Hukuk Fakültesinin yapılışında bulundu. Yazar öğrenim hayatını Hristiyan Kardeşler okulunda bitirdi. British Medical Journal etik komitesinde 2002 senesine değin başkanlık görevinde bulundu.. Yazarlık yapıp elde ettiği başarı sayesinde o zaman kadar ilgilendiği vazifelerinden ayrıldı. 2006 senesinde edebiyata sağladığı desteklerinden ötürü İngiliz Şövalyelik Nişanı almaya hak kazanmıştır. Üstelik Edinburg Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından kendisine bir de onur ödülü verilmiştir.

Alexander McCall Smith Tıp Hukuku sahasında uzman olma şerefine layık görüldü. Onun Bir Numaralı Kadınlar Dedektiflik Bürosu isimli serisi 39 dile çevrilerek her ülkeden okurlarıyla buluştu. Yazar büyükler adına eser kaleme almasıyla beraber bir sürü de çocuk çocuklar için eserler vermiştir.

Eserleri Nelerdir?

ÇOCUK KİTAPLARI

  • Bilgisayar Annie
  • Patlamış Mısır Korsanları
  • Halka Çörek Zinciri
  • Balonlu Sakız Ağacı
  • Patlayan Balonlar Macerası
  • Çikolata Para Macerası
  • Öğretmen Macerası

DİĞERLERİ

  • Bir Numaralı Kadınlar Dedektiflik Bürosu
  • Zürafanın Gözyaşları
  • Portekizce Düzensiz Fiiller
  • Sosis Köpeklerin İncelikleri
  • Kısıtlı Şartlar Villası
  • Pazar Felsefe Kulübü
  • Arkadaşlar, Aşklar ve Çikolata

 BİR NUMARALI KADINLAR DEDEKTİFLİK BÜROSU

Her gün var olduğumuz bu yaşamın içindeki heyecanları bir daha görmenize neden olacak bir kitaptır.

Kendi kafalarının dikine giden kızlar, ortadan kaybolan eşler, kendi eşi ile ilgilenmeyip dışarıdaki kadınlara bakan kocalar, uslanmayan dolandırıcılar ve büyücülük… Eğer bir probleminiz varsa ve size hiç kimse bu problemi çözmenize destek olmuyor ise, Precious Ramotswe’ye gitmenin tam zamanı demektir: Botswana’nın yalnız bir ve en mükemmel kadın dedektifi.

Edebiyatla uğraşan herkes birden fazla dedektifle karşılaştı. Bu insanlar devasa şehirlerin mutsuz, herhangi bir ümidi olmayan, tanınmayan savaşçılarıydı. Hal bu ki Afrika ülkesinin Kgale Tepesi’nin eteğinde Bir Numaralı Kadınlar Dedektiflik Bürosu’nu oluşturan Mma Ramotswe inadına mutluluk, ümit ve iyi kalpli bir kadın olarak bulunuyor bu kitapta. Daha kirlenmeye yüz tutmamış bir dünyanın, daha dengesini kaybetmemiş insanların hayatından geçen, henüz daha kötü var olmayan konuların içinde kadınsı yanıyla göz kırpıyor okurlara. Evrende henüz mutlu olmak adına birçok sebep bulunuyor dercesine… Polisiyeyi değişik yönden ele alan bu kitabı beğeneceksiniz.

Yazmış olduğumuz bu yazımızda “Bir Numaralı Kadınlar Dedektiflik Bürosu” adlı romandan söz ettik.